5 Mayıs 2014 Pazartesi
DİKKAT.........................!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
5 Mayıs 2014 itibari ile internet yazılarını '' www.ismailkara.net '' adresindeki internet
sitesine yazılacaktır. '' www.ismailkara.net '' sitesindeki Ana kategoriler kısmından kendi
bölümünüzü bulup ordaki son tarihli yazıların alt kısmına yorumlarınızı isminizle
ekliceksiniz. '' www.ismailkara.net ''
31 Mart 2014 Pazartesi
BANKA-2--N.Ö--FİN ve HUK KARŞ.--4.HAFTA
Örnek bir Olay anlatılıp sorular yazılıp cevap verilecek..
BANKA-2--N.Ö--FİN ve HUK KARŞ.--3.HAFTA
Örnek bir Olay anlatılıp sorular yazılıp cevap verilecek..
BANKA-2--İ.Ö--FİN ve HUK KAR.--4. HAFTA
Örnek bir Olay anlatılıp sorular yazılıp cevap verilecek..
BANKA-2--İ.Ö--FİN ve HUK KARŞ.--3.HAFTA
Örnek bir Olay anlatılıp sorular yazılıp cevap verilecek..
29 Mart 2014 Cumartesi
24 Mart 2014 Pazartesi
13 Mart 2014 Perşembe
10 Mart 2014 Pazartesi
6 Mart 2014 Perşembe
3 Mart 2014 Pazartesi
24 Şubat 2014 Pazartesi
Hayat Teselli Bulmaktır …
Hayat
Teselli Bulmaktır …
Güzellik UNUT(UL)MAZ
GİRİŞ
KİTAPTAN ALINTI
“İman” demişti Tagore, “ öyle bir kuştur ki ışığı hisseder ve şafak ağarmamışken bile ötmeye devam eder.”Güzelliğin bize açtığı anlarda bu dünyalı olmadığımızı, buraya bir yerlerden geldiğimizi ve bir gün asil yurdumuza döneceğimizi fark ederiz.
KİTAPTAN ALINTI
“Yirmili yaşlarının başında bir gezgindim.İspanya’nın bir kıyı kasabasında bir ses, beni kilisede o sırada sürmekte olan ayine çağırdı.Esmer bir İspanyol kızı kilisede Beatles’ın ünlü şarkısı “Let it be “ yi İspanyolca söylüyordu.Öyle içli ve öyle samimi dönüyordu ki dili, başımı sıralara gömüp ağladım.O anı ve o şarkıyı hiç unutmadım.”
KİTAPTAN ALINTI
Güzellik unutulmaz iki ezgi ve iki yapı, ruhuma izler bırakmış karşılaşma anı...
Güzellik unutulmaz.
DİPNOT
Aşağıda yazdığım özetimi yapabiliyorsanız yukarıdaki alıntıda da bahsedilen
The Beatles ‘ ın Let it be şarkısını fon yaparak okuyunuz.
ÖZETİM
Sanat insanı sıradan olanın ötesine taşır.Çağımızda sanat parıltı ve ışığı yakalamak için elimizde kalan son vasıtalardan birisidir.Kutsalın olmadığı dünyada güzellikte anlamını kaybediyor.Yeni doğmuş bir kuş , toprağı kökleriyle sarmış ağaç , bizi etkileyen bir şiir , bizi ağlatan bir ezgi veya içimizi neşe ve coşkuyla dolduran bir yüz bütün bunlar bizim fark ettiğimiz kadar onlara gösterdiğimiz kadar güzeldir.
Çünkü bütün bu güzellikler kendi başlarına güzelliklerinin hesabını veremez.Güzel şeylerle karşılaştığımızda dünyayla farklı bir ilişki içinde bulunduğumuzu hissederiz.Artık eskiden olduğumuz kişiden farklı bir kişi olmuşuzdur.Sanki tüm bu güzellikler serpiştirilmiş fakat o ana kadar onları hiç fark etmemişiz ama o andan itibaren tüm bunlar kendilerini görmeye çağırmıştır.
Sanatsal yaratıcılık türlü oyunlardan ibarettir.Her sanatsal yaratı bir mesele taşır kendi özünde.Ya dikleniriz ona ya da teslim oluruz.Sanat , örtülerin kaldırıldığı gizli olan şeylerin aşikar olduğu uzun bir yolculuktur adeta.Sanatı böyle yapan aslında hakikattır , gizlenmiş olanın ortaya çıkmasıdır.Bu yüzden güzel bir şiirle karşılaştığımızda, onun içimzde saklı duran bir duyguyu ifşa ettiğini fark ederiz.
Eğer şiir okuyabilseydik ya da yazabilseydik, biz de onu söyleyecektik.Eski zamanlarda yaşamız olan EFLATUN şöyle demiştir “hayata yaklaşırken ruh Lethe’nin unutkanlık sularından içer.Biz unutmak için doğarız fakat bazılarımız mesela şairler, onlar ötelerin hatırasını taşımaya devam eder.”
Ve şöyle der EFLATUN “ Güzellik ,an-amnesinin ilk anıdır.Unutkanlıktan uyanıştır.Nereden geldiğimizi ve neden burada bulunduğumuzu yeniden bilişimizin ilk biçimidir güzellik.”
Eğer inanmak güzelliği görmemizi sağlıyorsa anlamlı. Eğer yüzümüzü ışığa dönmüyorsak o canım , çiçekler kokmaz bize.
Hüseyin ÇELİK
Güzellik UNUT(UL)MAZ
GİRİŞ
KİTAPTAN ALINTI
“İman” demişti Tagore, “ öyle bir kuştur ki ışığı hisseder ve şafak ağarmamışken bile ötmeye devam eder.”Güzelliğin bize açtığı anlarda bu dünyalı olmadığımızı, buraya bir yerlerden geldiğimizi ve bir gün asil yurdumuza döneceğimizi fark ederiz.
KİTAPTAN ALINTI
“Yirmili yaşlarının başında bir gezgindim.İspanya’nın bir kıyı kasabasında bir ses, beni kilisede o sırada sürmekte olan ayine çağırdı.Esmer bir İspanyol kızı kilisede Beatles’ın ünlü şarkısı “Let it be “ yi İspanyolca söylüyordu.Öyle içli ve öyle samimi dönüyordu ki dili, başımı sıralara gömüp ağladım.O anı ve o şarkıyı hiç unutmadım.”
KİTAPTAN ALINTI
Güzellik unutulmaz iki ezgi ve iki yapı, ruhuma izler bırakmış karşılaşma anı...
Güzellik unutulmaz.
DİPNOT
Aşağıda yazdığım özetimi yapabiliyorsanız yukarıdaki alıntıda da bahsedilen
The Beatles ‘ ın Let it be şarkısını fon yaparak okuyunuz.
ÖZETİM
Sanat insanı sıradan olanın ötesine taşır.Çağımızda sanat parıltı ve ışığı yakalamak için elimizde kalan son vasıtalardan birisidir.Kutsalın olmadığı dünyada güzellikte anlamını kaybediyor.Yeni doğmuş bir kuş , toprağı kökleriyle sarmış ağaç , bizi etkileyen bir şiir , bizi ağlatan bir ezgi veya içimizi neşe ve coşkuyla dolduran bir yüz bütün bunlar bizim fark ettiğimiz kadar onlara gösterdiğimiz kadar güzeldir.
Çünkü bütün bu güzellikler kendi başlarına güzelliklerinin hesabını veremez.Güzel şeylerle karşılaştığımızda dünyayla farklı bir ilişki içinde bulunduğumuzu hissederiz.Artık eskiden olduğumuz kişiden farklı bir kişi olmuşuzdur.Sanki tüm bu güzellikler serpiştirilmiş fakat o ana kadar onları hiç fark etmemişiz ama o andan itibaren tüm bunlar kendilerini görmeye çağırmıştır.
Sanatsal yaratıcılık türlü oyunlardan ibarettir.Her sanatsal yaratı bir mesele taşır kendi özünde.Ya dikleniriz ona ya da teslim oluruz.Sanat , örtülerin kaldırıldığı gizli olan şeylerin aşikar olduğu uzun bir yolculuktur adeta.Sanatı böyle yapan aslında hakikattır , gizlenmiş olanın ortaya çıkmasıdır.Bu yüzden güzel bir şiirle karşılaştığımızda, onun içimzde saklı duran bir duyguyu ifşa ettiğini fark ederiz.
Eğer şiir okuyabilseydik ya da yazabilseydik, biz de onu söyleyecektik.Eski zamanlarda yaşamız olan EFLATUN şöyle demiştir “hayata yaklaşırken ruh Lethe’nin unutkanlık sularından içer.Biz unutmak için doğarız fakat bazılarımız mesela şairler, onlar ötelerin hatırasını taşımaya devam eder.”
Ve şöyle der EFLATUN “ Güzellik ,an-amnesinin ilk anıdır.Unutkanlıktan uyanıştır.Nereden geldiğimizi ve neden burada bulunduğumuzu yeniden bilişimizin ilk biçimidir güzellik.”
Eğer inanmak güzelliği görmemizi sağlıyorsa anlamlı. Eğer yüzümüzü ışığa dönmüyorsak o canım , çiçekler kokmaz bize.
Hüseyin ÇELİK
DOĞUŞTAN KÖR
Galata köprüsünde bir bahar günü kör bir adam
dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Tabelanın üzerinde
“ DOĞUŞTAN KÖR “ yazılıymış.
Herkes
dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir reklamcı bunu görmüş. Tabelayı almış, arkasına
bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış.
Ne olduysa
olmuş… Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes başlamış
dilencinin önündeki şapkaya para atmaya…
Bir cümle
yetmiş onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar
parayla dolup taşmasına…
Ne mi
yazıyormuş?
“ GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ… AMA BEN BAHARI GÖREMİYORUM!
“
Hikâye de
anlatıldığı gibi insanları ilgi ve dikkatini çekmek etkili konuşmaktan
geçmektedir. Hikâyede gözleri olmayan bu adamın kullandığı klişeleşmiş cümlelerle
kendini anlatmaya çalışmak istenen hedefe ulaşmayı sağlamaz. Bu nedenle mesajı
vermek istediğin kişi seni anlamaya çalışmaz ve bunun için çaba göstermez. Ne
söylenirse söylensin, sunuşta karşı tarafı etkileyecek şey doğallıktır. Yukarıdaki
paragrafta reklamcının tabeladaki yaptığı değişiklik insanların algısına
yansımış onların iç dürtülerine dokunmuştur. Farkında olmadıkları şeyi ince bir
mesaj vererek iletmiş, bu şekilde etkili olmasını sağlamıştır. Diğer taraftan insanların
sempatisini kazanmak önemlidir çünkü onlar seni kendine yakın bulduğu kadar
dinlemeyi sürdürür ya da bırakır. Konuşma sesin söze
dönüşmesinden oluşsa da, insan kelimelerle değil resimlerle düşünür. Bir bakıma
giyilen elbiselerin içini dolduran resimler, hayaller, duygular gibi…
Yerinde
kullanılacak bir söz önemli bir soruna çözüm olabileceği gibi, tam tersi
yerinde ve zamanında kullanılmayan uygunsuz bir cümle kişiyi zor durumlarda
bırakabilir. Öyleyse yerinde ve zamanında söylenecek sözlerimizin etkili oluşu,
aynı zamanda bizim gücümüzdür. İnsanın sözü onun gücüdür.
Esra
BAĞDAŞ
KUSURSUZLUĞU KÜÇÜK ŞEYLER OLUŞTURUR AMA KUSURSUZLUK KÜÇÜK BİR ŞEY DEĞİLDİR….
En ufak yapılan istem
dışı ya da isteyerek yapılan her şey. Kusurlarımız bazen bizi biz yapan var
olma sebeplerimiz. Kimi zaman minik tebessümlerimize neden olsa da aslında
ufaktan kalp kıran can acıtan kusurlarımız.Var olma sebebimiz hayata inatla
tutunma nedenimiz.Yaptığımız her şey doğrular ,yanlışlar , artılar ,eksiler
,kusurlar hepsi de aslında ufacık bir kıvılcımdan oluşur.Kimi zaman etrafımızda
ki insanlardan tepki toplasak da bizi biz yapan şeyler.
Kusurlar her zaman göz
ardı edilmese de aslında bazen yapılan doğrulardır. Minik ufacık bir şeyden
oluşur. Bazen iyi ki de oluşur. Ya kusursuzluk…Ufak bir şey mi…Peki ya kusursuz
insan var mıdır ? Tabi ki de asla. Her
insan kusur yapmaya müsaittir. İsteyerek ya da istemeyerek. Yaptığımız her
kusur benliğimizin bir parçasıdır. Var olma nedenlerimiz …
Kusursuzluk…Yok olmadı
olmayacak da.Benimsediğimiz mimik,jest,konuşma tarzı,toplumda yer edinme çabası
aslında bunlarda zamanla kusurlarımız arasında var olan nedenler.Başkalarına
ters düşseler de bizim için doğrudur.İşte bunlarda bizim kusurlarımız.Ama hiç
kimse kusursuz değildir.Kusurlar bazen ümitlerimiz bazen de hayat kavgamız.
Kusurlar küçük şeylerden
oluşur. Kusursuzluk küçük bir şey değildir. Kusurlarımız bizim hayata ve
çevremizdeki insanlara karşı verdiğimiz birer teminattır aslında. Kusursuzluk
hayatta var olmadığımızı gösterir.İnsanlar kusurlarıyla birlikte hoştur bazen ,
bazen de can acıtan kahreden şeylerdir.Kusurlu olmak bazen kusursuz olmaktan
iyidir.
Var olma nedenlerimiz;
kusurlarımız bizi biz yapan bizden bir parça koparan ama her defasında ders
aldıran bazen de bıkmadan usanmadan aynı kusurlar üzerine oynamak. Kusursuzluk
yok olmaktır sesini duyuramamak yavaş yavaş boğulmaktır.
Kusurlarımız bazen
yoldan döndüren bazen yıpratan bazen yoran ama her şeye rağmen inatla bizimle
var olan bizi biz yapan belki de bize bizden yakın olan kusurlarımız. Bizim
nedenlerimiz….
AYŞE BİNBOĞA
MUTLULUK İÇİN DUYGU EĞİTİMİ
“Ne zaman bir dâhiyle konuşsam, mutluluğun
artık mümkün olamayacağına emin oluyorum. Ne zaman bahçıvanımla konuşsam, bu
kez de tam zıttının doğru olduğuna ikna oluyorum.” Bertrand Russel
Toplumumuzda hemen
hemen hepimizin bir şekilde kullandığı yaşadığı çok önemli bir kavram olan
mutluluk kavramı nedir? diye düşündüm ve bu konuda sözlüklere baktım aşağıdaki gibi sözlük
tanımlamaları ile karşılaştım.
Mutluluk, yaptığımız iş sonunda hissettiğimiz duygudur ve adeta bizim ödülümüzdür.
Mutluluk, bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak
ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumudur.
Yaşarken farkında
olarak, hayatın içinde insanın kendi olabilmesiyle, hiçbir karşılık
beklemeden dünyayı, insanları çıkarsızca sevebilmedir. Değer vermesini
bilebilmek, kimi zaman bir bebeğin yüzünde, yaşama ışıl ışıl gözlerle
bakabilme, insanın yüzünde gülümsemeyi sağlayabilmedir.
Başarmanın coşkusunda,
insanın sevdiği mesleği seçebilmesindedir. Öğrencilik döneminde ise sınavlar
bittikten sonraki rahatlama, affetmenin büyüklüğünde, yeni bir gündeki doğan
güneştedir. Bir şarkının sözünde, bir resmin mavisinde, şiirin dizesinde,
fotoğraftaki karededir. Yolda yürürken yaşlı bir insana yardım etme,
üzerine düşen sorumlulukları yerine getirerek, harcanan emek sonrası gülümseme
ve göz kırpmadır.
ADI: ÖZLEM
SOYADI: SAĞLIK
GÖLGELERİN GÜCÜ ADINA
Kemal Sayar’ın da söz ettiği gibi, herkes sevilmek
ve beğenilmek ister. Herkes özel olmak toplum içinde gözde olmak ister. Bunun
için bütün güçleri onun yani kişinin kendi elinde tutması gerekir. Bu
beğenilmek zaman gelir öyle hal alır ki toplumda, artık insanlar birbirlerini
çekemez hal alırlar. Ama ne olursa olsun bir kişi özgüvenine güvendiği zaman
onun hayatta başaramayacağı şey yoktur. Ne kadar çok çevremiz tarafından da
beğenildiğimizi öğrenirsek öz güvenimiz de sürekli artar ve böylece kendimize
olan güvenimizde son düzeye çıkmış olur. Çünkü her insanın ayakta durabilmesi
için güce ihtiyacı vardır. Bence güç, kontrol ve otoriteye sahip olmaktır.
Başka kişileri ve olayları etkileyebilme halidir. Günümüzde güç ilişkilerine etkisi
olmamış insan bulmak çok zor. Rütbeleri önemsemeyen, sahip oldukları güçle
başları dönmeyen insanlar günümüzde oldukça azdır. İnsanlar boyunlarına
statülerden yapılma mücevherler takıyorlar; egonun yansımaları oluyorlar.
Eskinin erdemli insanları vardı. Ama kapitalist düzen ilmi iyice metalaştırdı.
Dünyanın hızına kapılmayanların oturup konuşabilecekleri, halleşebilecekleri
durum artık söz konusu değil bence. Dünya hali giderek o kadar yobazlaşıyor ki,
insanlar artık kendilerini dev aynasında görüyor. Ve durum böyle olunca kimse
muhabbet edemez hale geliyor. ebep
sadece bu değil yalnız işte bunu bu şekilde lanse etmek doğru değil bana göre.
Kız zaten doğası gereği beğenilmeyi, iltifat almayı sever. Ben asıl kendine
bakmayan , alelade bi şekilde dolaşan bayan arkadaşları anlamıyorum. önce
aynaya baktığında kendisini güzel görmeli ve sevmeli insan. Ha makyajsız halini
( temizlik ve bakımdan söz etmiyorum bile) beğeniyorsa sözüm yok tabiki. Ama
önce kendisi için yapar. Aynaya baktığımda kendimde kusur bulmak istemem
açıkcası dışarı çıkmaktan rahatsızlık duyarım ben, bu şekilde herkes bana
bakıyormuş gibi hissederim oldukça rahatsız eder bu beni. Sonra tabiki yakın
çevresince hoş sözlerle karşılanmak ister bu kadına özgü güzel bi özellik neden
niye diye sormak bana kalırsa şu yaşlı teyzelerin genç kızlara bakıp aralarında
şu neden böyle giyinmiş şöyle yapmış acaba bişeymi var? Demesi kadar komik
geliyor. Elbette karşı cins tarafındanda beğenilmek ister ama bunu sadece onlar
için yapmazlar en azından ben böyle düşünüyorum. Herkes seni sevecek diye bir
şart yok. Fakat bu tiplere gelince, bunlar bilinçli olarak veya bilinçsizce
başkalarının hayatında küçük de olsa bir fark yapmışlardır. Ne gibi, ya
insanları espirileriyle güldürmüşler, ya konuşmalarıyla kendilerini
dinleyenlerde sıcak bir etki bırakmışlar, ya bazı sıcak ve sevecen tavırlarıyla
kendilerini izleyenleri olumlu ve doğal bir şekilde etkilemişlerdir. Burada
önemli olan onların hareketlerinin insanları etkilemek için yapmacık değil,
sadece doğal olmasıdır. Bu tiplerde rekabet, kibir genelde görülmez ve çoğunda
yerine göre tatlı bir gülümseme vardır. herkes gibi bir takım sorunları olmakla
beraber kendileriyle barışıktırlar ve karşıdakine saygı duyduklarını
hissettirirler. ama bu da doğaldır. yapmacık değil. bunlar genelde
içselleştirilmiş davranışlardır. Herkes böyle olacak diye bir şart yok.
Sana tavsiyem, her şeyden önce kendini olduğun gibi kabul et eğrinle doğrunla iyi ya da kötü yanınla bu benim ve kendimle bir meselem yok de. bunu düşün ve kendi özelliklerinden şikayet etme
Sana tavsiyem, her şeyden önce kendini olduğun gibi kabul et eğrinle doğrunla iyi ya da kötü yanınla bu benim ve kendimle bir meselem yok de. bunu düşün ve kendi özelliklerinden şikayet etme
SEZEN KARAGÜLLE
BAŞARMAK
Başarmak için önce kendimize bir hedef koymak lazım.
Bir hedef olmazsa başarmak diye bir şey olmaz. Önce hedefini koyucaksın sonra
başarma yolunda ki ilk adımını atıcaksın. İnsanlar neden istedikleri bir şeyi
başaramazlar çünkü sadece isterler bu insanlarda hedef yokluğu, irade
zayıflığı, kısa vadeli düşünmek ya da uzağı görememek, alınganlık ve pasif
direnç duygusu içerisinde yaşamak, motivasyon yetersizliği, negatif kurum
kültürü, başarısızlık korkusu, standart ve kriter algısının olmaması, öğrenilmiş
çaresizlik duygusu, hedefin gerektirdiği asgari yeterliliklere sahip olmamak,
zaman kullanma bilincinin olmaması, objektif bir performans değerlendirme
sisteminin olmaması, yanlış yorumlanmış kadercilik anlayışı, açık değil imalı
iletişim kültürüne sahip olmak, sert gerçeklerle yüzleşme cesaretine sahip
olmadığı için bu tür verileri görmezden gelmek vb. işte başarmak için önce
bunları gerçekleştirmek gerek , üstlerindeki başaramama korkularını atmaları
gerek. Başarmak için ümitsizliğe kapılmamak lazım eğer ki bir şeyi başarmak
istiyorsan o hedefin peşinden yılmadan yıkılmadan koşucaksın. İnsanlar çok kez
ümitsizliğe kapılır ama her ümitsizliğe kapıldıklarında da akıllarında hep bir
hayalleri vardır. Hayaller olmasa hedef olmaz hedef olmasa başarmak olmaz.
İnsanlar bulundukları konumlara hemen gelmiyorlar işte o büyük insanlar
kendilerine bir hedef belirliyorlar ve ben bunu yapıcam diyorlar ve önlerine ne
kadar olumsuz, kötü, onları pes ettircek bir çok neden gelse bile birçok kez düşseler
bile hep kendi çabalarıyla düştükleri yerlerden kendi tırnaklarıyla
kalkıyorlar. Bazı insanlar başaramamaktan korktuğu ve kendine güveni olmadığı
için hayallerinden vazgeçtiği oluyor. William Shakespeare’in de dediği gibi
‘insanların çoğu kaybetmekten korktuğu için,sevmekten korkuyor. Sevilmekten
korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor,
sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu
için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan
korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya
iyi bir şey vermediği için. Ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
Ve yaşamaktan korkuyor, kendisi için değil, başkalarına göre yaşadığı için.’
İnsanlar isterse başaramayakları hiçbir şey yoktur. Zorluklar karşısında boyun
eğmek doğru değildir. Önlerine çıkan fırsatları iyi değerlendirmelidirler.
Yapamam, başaramam,korkuyorum gibi kelimeleri hayatlarından çıkarmaları gerek.
Çünkü insanlar bazı zorluklar karşısında dibe vursalar bile ordan nasıl
kalkılacağını yine kendileri öğreniyorlar ve bu kötü günlerin bir gün
geçeceğini bilmeleri gerekiyor. Zorlukları gördükten sonra pes etmemeliyiz daha
da hırslanmalıyız. Yaşadığımız kötü olaylardan bir ders çıkartıp hayata daha da
pozitif bakmalıyız, çünkü her bir zorluk
bize umutların kapısını açar ve biz her düştüğümüzde hedefimize daha çok
yaklaşırız, bazı insanlar her düştüğünde olmuyo işte yapamıyorum,
başaramayacağım demeye başlar ve işte bu kelimeler o insanı hayata yenik
düşürür. Biz yenik düşmemek için mücadele etmeliyiz yaşadığımız her şey aslında
bizim daha çok kuvvetlenmemizi daha iyi düşünmemizi sağlar çünkü artık hayat
bize bir şeyler öğretmiştir ve daha bilinçliyizdir. Nasıl ki her zaman gece
olmayıp gündüzü de yaşadığımız gibi hayatta da yaşadığımız şeyler kalıcı
değildir eğer ki çabalarsak düştümüz yerden ne kadar dizlerimiz kanasa da
kalkmalıyız ve bu zorlukların bir gün geçeceğini bilmeyiz. Kitapta çok
etkilendiğim bir hikaye vardı çok iyi basketbol oynayan bir çocuk bir kaza
geçiriyor ve arabadan tek o kurtuluyor yalnız ayağını kaybediyor ve hiçbir
zaman isyan etmiyor öfkelenmiyor. Protezi takılmadan önce tek bacağıyla top
sektirmeye ve basket atmaya çalışıyor ve çok kez yere düşüyordu, protezi
takıldıktan sonrada çalışmalarına devam etti yine birçok kez yere düştü ama
tekrar kalktı devam etti yılmadan hala basket atmaya çalışıyordu his pes
etmiyordu. Antrenmanlar da sağlam arkadaşlarından daha hırslıydı ve tekrar
takıma seçildi ve lise maçında başlarda hiç basket atamadı ama ben bunu yapıcam
dedi ve 11 basket attı ve maç sonunda annesine ‘anne ben neden bunun başıma
geldiğini biliyorum’ dedi. Annesi şaşkınlıkla ‘neden?’ diye sordu ve çocuk şu
cevabı verdi: ‘Allah benim bunun üstesinden geleceğimi biliyordu. Bunu bildiği
için hayatımı kurtardı.’ dedi. Bu hikaye de olduğu gibi hiçbir zaman pes
etmemek gerekiyor ve başımıza ne gelirse gelsin her şeyin bir sebebi olduğuna
inanmamız ve bunlar için mücadele etmemiz gerekiyor.
MİNE ALTINTAŞ
ÖĞRENME NEDİR?
Bir deneyimin
sonucunda davranışlarda meydana gelen sürdürülebilir ve kalıcı değişiklilerdir.
Bize öğretilenler unutulduktan sonra, aklımızda kalan kısım öğrenilenlerdir.
Öğrenme, insan
yeteneklerinde büyüme sürecinin bir sonucu olmayan, sürekli bir değişmedir.
Öğrenme, bir ürün ortaya koyan süreçtir. İnsanlar hayatlarının başlangıcından
itibaren sürekli olarak bir şeyler öğrenirler. Pek çok şeyi bilinçsizce
öğreniriz.
Öğrendiklerimizin %
80-85’ini okuyarak elde ederiz.
Ve öğrendiklerimizin
% 80’ini 24 saat içinde unuturuz.
ÖĞRENDİKLERİMİZİN;
%1’ini tatma yoluyla
%1.5’unu dokunarak
%3.5’unu koklayarak
%11’ini işiterek
%83’ünü görerek öğreniriz.
ÖĞRENME
AŞAMALARI
1) Bilinçsiz
yetersizlik-farkında olma: Ne bilmediğimizi bilmediğimiz durumdur.
Bilgisizlikten dolayı rahatsızlık duyulmaz.
2) Bilinçli
yetersizlik-bilip yapmama: Bilmediğimizin farkına vardığımız seviyedir. Bu
aşamada kişi stres ve hayal kırıklığı yaşar.
3) Bilinçsiz
yeterlilik-bilip yapma: Alışkanlıkla, sürekli denemeyle öğrenen kişi bu aşamaya
ulaşır. En önemi tehlikesi, alışkanlıkların etkisiyle en iyi yol benim yolum
denilmesi ya da kişinin sıkılmasıdır.
4) Bilinçli
yeterlilik-mükemmel yapma: Kişisel gerçekliğe varan kişi artık iş konusunda
kendisini zorlayan ne varsa onun üzerine gidebilir. Bu seviyeye varan kişi
yaşamın her anından tat ve anlam bulacaktır.
ÖĞRENME
BARİYERLERİ
Küçükken dünya bizim
için tamamen farklıdır. Yaşamınızın ilk yıllarında öğrenme isteğiniz çok
fazladır. Her şeyimizle öğrenmeye hazırızdır. Kısacası, herkes hızlı öğrenme
potansiyeliyle başlar yaşama. Bunun farkına varmak hızlı öğrenme konusunda
önemli bir basamaktır.
Öğrenme engelleri
şunlardır:
İNANÇLAR: İnsanlar sahip oldukları inançlar ile kendi
hareket alanlarını belirlerler. Bu, neleri yapıp neleri yapmayacağımızı ortaya
koyar.
ÇEVRE: Öğrenme verimliliği üzerinde çevrenin büyük bir
etkisi vardır.
KORKU VE ENDİŞE: Öğrenme ortamında başarısızlığa yol
açabilecek durumlar oluşmasına neden olur. Örneğin; Hata yapma korkusu ya da
endişesi…
DUYUNUN HEPSİNDEN YARARLANABİLME YETERSİZLİĞİ: En yüksek
düzeyde öğrenme ancak 5 duyunun hepsinden yararlanmak ve onları geliştirmekle
gerçekleşir.
KONSANTRASYON VEYA ODAKLANMA YETERSİZLİĞİ: Eğer kişi
öğrenmesi gereken bilgilere ilgi göstermiyorsa, konunun dışında başka bir şeyi
öğrenir.
GERGİNLİK: Öğrenme açısından uygun olmayan bir durumdur.
Beklentilerin fazla olması gerilimi arttırır ve öğrenmeyi engeller.
ESNEK OLMAMA: Öğrenme kalıpları yerleşik haldedir. Çünkü
öğrenme stilleri genellikle 4-5
yaşlarında oluşur.
SEZGİ HATASI: Bilginin anlaşılmadığı yönünde yanlış bir
duyguya kapılırız. Başka bir deyişle, kişi kafasının karıştığı veya
heyecanlandığı için öğrenmediği düşüncesine kapılır. Böylece kendisini
sınırlamış olur.
YARGILAMA: Öğrenme ortamında içerik veya ortamdaki
insanlarla ilgili uygun olmayan ve yanlış beklentilere yol açabilen bir
zehirdir.
MANTIK: Öğrenmede, geçmişteki bilgi ve deneyimlerle bağlantı
kurmak, bunlar doğrultusunda mantıklı bir anlam çıkarmak gerekir.
DÜŞÜK MOTİVASYON: Kişi niçin öğrenmesi gerektiğini ortaya
koyamadığı zaman oluşan bir durumdur.
PASİF TUTUM: Öğrenme aktif bir süreçtir. Arkaya yaslanarak
bilgilerin “su gibi akmasını” beklemek saflık olur.
ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ: Kişinin özgüven eksikliği öğrenme
ortamında yetersiz kalmasına veya öğrenmemesine sebep olur.
ERKEN KAPANIŞ: Öğrenmenin en büyük düşmanı “Ben bunu zaten
biliyorum” kişinin “Zaten biliyorum” demesi hiçbir şey öğrenmemesine sebep
olur.
PSİKOLOJİK DURUM: Kişinin duygusal durumuyla ilgilidir.
AZİZE SARGIN
KAYBOLMUŞ GÜZELLİĞİN PEŞİNDE
Hz.
İsa
Efendimiz havarileriyle gezerken
yolda çok kötü
kokan bir köpek
leşine rastlamış bu leş ne kadar
kötü kokuyor diye bağırmış havarinin
biri. Hz. İsa hemen
cevap vermiş. Dişlerinin beyazlığı
ne kadar güzel.
Güzelliği hayatımızdan
çıkaralı çok oluyor. Herşeyin hep
kötü yanlarını görüyoruz.Hiç birşeye iyi
tarafından bakmıyoruz.Biz
hep böyle yapınca
kalplerimiz katılışıyor ve
günü geliyor düşünemez
oluyoruz.Güzellik hayatımızdan çıkmış
kötülük ve her şeyin
çirkin olan tarafları
girmiş hayatımıza güzelliğin
izini sürmek varken
çirkinliğe mağlup oluyoruz
her defasında.Hz. İsa Efendimizin
ise kalbinin güzelliği
davranışlarında ve sözlerinde
yansıtmıştır.Bunu da kitabımızda
geçen bir hikayede
Kemal Sayar anlatmıştır.
Türk milleti
kaybolmuş güzelliğin peşinde
akıp gitmektedir. Hep çirkin
kötü şeyleri düşünerek
güzellikten mahrum kalmıştır.Halbuki çirkin
yönleri görmek insana
hiçbirşey kazandırmaz aksine
tüm güzelliklerden mahrum
bırakır bazı şeylerden
hep eksik kalırız.Geniş
düşünmeyiz hayata at
gözlükleriyle bakarız yani
hep dar görüşlü
oluruz.Buda bizim hayatımızda
daha ileriye gitmemizi
engeller arkadaş çevremiz
meslek hayatımız ve
hatta ailemiz bile
olsa.Meslek hayatımızı engeller
çünkü diyelim ki
severek yaptığımız bir
mesleğimiz var bankacılık
gibi ama gelin
bunun tüm olumsuz
yönlerine bakalım saatleri
bizi çok engelliyor .Kendimize vakit
ayıramıyoruz eğlenemiyoruz arkadaşlarınızla güzel
vakitler geçiremiyoruz gibi
kötü yanlarını
sıralayabiliriz.Ama hiç düşünmüyoruz ki
biz bu mesleği yapabilmek için ne zorluklar
atlattık nelerin üstesinden
geldik ve en
önemlisi sevdiğimiz bir
mesleği yapıyoruz.Bunları düşünmek
yerine hep olumsuz
yönlerini çirkinliklerini görüyoruz.
Güzellik ve
onun tecrübesi bizi
kendimizden alır. Güzel şeylerle
karşılaştığımızda sanki dünya
ile farklı bir
ilişki içinde bulunduğumuzu
hissederiz. Güzelliğin bize kendisini açtığı anlarda bu dünyalı olmadığımızı
buraya bir yerlerden
geldiğimizi ve bir gün asıl
yurdumuza döneceğimizi fark ederiz. Artık
biraz önce olduğumuzdan
daha farklı bir
insan olmuşuzdur.Sanki güzel
şeyler dünyanın orasına
burasına serpiştirilmiştir ve biz
de onları kendi
çabamızla davranışlarımızla ve
düşüncelerimizle bulmaya çalışıyoruz.
Güzellik
hepimizin yitik hazinesi. Uykulardan uyanmak
ve kim olduğumuzu
hatırlatmak güzellik için
onu her daim
aramanız gerek .İnanmak güzelliği
görmeyi mümkün kılıyorsa
anlamlı.Güzelliği görmeyi mümkün
kılmıyorsa yüzünü güzelliklere , doğru şeylere, ışığa
dönmüyorsan
“ A CANIM ÇİÇEKLER BİLE GÜZEL KOKMAZ SANA”…
FADİME UYAR
MÜMİN SEKMAN _LİMİT SİZSİNİZ_
Kitabın kapağı kadar içeriğini de başarılı bulduğumu
söylemeliyim. Genelde kişisel gelişim
kitaplarının insanı bir anlık havaya soktuğuna inanırım ama bu kitap gerçekten
kafamdaki tabuları yıkacak kadar kuvvetliydi. Bunca seçim ve bolluk içinde
kendimizi nasıl kilitlediğimizi , öğrenilmiş çaresizliklerimizi bir şekilde
gösteriyor. Hayat ne kadar zor olursa olsun kolaylıkları yani limitleri nasıl
aşanlar olduğunu anlatarak bizimde bu limitleri aşacağımızı gösteriyor. Sınırı
çizen kuralları koyan biziz , herkesin kendi hayatı var ve bunu nasıl yaşamamız
gerektiğine karar veren de biziz. Herkes kendi için birşeyler yapmak ister ;
bazısı renklerle tedavi olmak ister , bazısı meditasyon yapar , bazısı tıbbi
tedavi yolu dener , bazısı bitkilerle tedavi ister. Sonuçta herkes kendine
uygun bir yol arar ve bulur. Bu kitapta pozitif düşüncelere sevk edecek
davranışlara öncülük etmeyi , sonuçları alana dek sabırla denemeleri
gerektiğini anlatmaktadır. Gündelik hayat içerisinde akıp giderken neleri
ıskaladığımızı bize gösterirken içimizde derinlerde bir yerde kalmış istekleri
, hedefleri ve duyguları gün yüzüne çıkarıyor. Adeta bir toz bezi gibi üstü
tozlanmış bu duyguları parlatarak tekrar önümüze koyuyor. Aslında hayat biz onu
nasıl görmek istersek öyle gözükür bize ve yine herşey bizim elimizde.
Hayatımızın ipleri bizde limit biziz sınırımızı sadece biz belirleyebiliriz.
LİMİT SİZSENİZ LİMİT SİZSİNİZZZZZZZ …!
YAZAN : BELMA DEMİROK
8 Ocak 2014 Çarşamba
HELAL GIDA BELGESİ
Koşer Sertifikası (Kosher Certificate)
Ürünlerin Musevi kurallarına göre hazırlandığını göstermekte olup, kalite, sağlığa uygunluk ve güveni simgelemektedir. İsrail'e ihraç edilecek gıda ürünlerinde Musevi dinine uygunluğu belgeleyen "Koşer Sertifikaları" aranmaktadır. KOSHER'in açılımı "uygun ve tam" demektir.
Bu sertifika Musevi dini mensuplarının yoğun olarak yaşadıkları ülkelere ihracatta da önemli bir unsur olarak görülmektedir. Ürünlerin yöneldiği İsrail pazarlarındaki dindarlık durumuna göre kurallar katılaşabilmektedir. Dünyada toplam Yahudi nüfusu 14 Milyon civarında olup, bu nüfusun yaklaşık % 40'ı İsrail'de yaşamaktadır. İsrail'de gıda maddelerinin Koşer olması yasal olarak zorunlu değildir. Ürünlerin Koşer olması tercih sebebi olabilirken, Koşer belgelendirmesinin getirdiği maliyet, ürünlerin fiyatının yükselmesine neden olmaktadır. Koşer konusunda en hassas ürünler, et ve süt ürünleridir. İsrail'e gıda ürünleri ihraç eden firmalarımızın Koşer sertifikası ile ilgili olarak karşılaştıkları en önemli sorunun, Koşer olarak yapılan üretimin getirdiği maliyet artışları olduğu görülmektedir.
Bazı ürünler için ülkemizdeki Hahambaşılıkça verilen sertifika yeterli olmakla birlikte, dinen kritik konumda olan (özellikle et-süt ve mamulleri) ürünlere İsrail'deki din otoritelerinin yerinde çalışma yaparak caizlik kazandırması gerekebilmektedir. Gıda ürünlerinin dışında, Koşer Sertifikası şartının, yaygın olmamakla birlikte, bazı temizlik-hijyen ürünlerinde, tekstil ürünlerinde ve elektrikli ev aletlerinde de arandığı durumlara rastlanmaktadır.
Dünya genelinde bir milyondan fazla koşer ürün tüketicisi, koşer kurallarına uygun bir yaşam düzenine uygun olarak yaşamakta, koşer ürünleri tüketmektedir. Koşer ürünlerde, tüm girdilerin ve yardımcı maddelerin koşer şartlarına uygun olması gerekir. Kullanılan üretim hattının da koşere uygun olması gözetilir. İşlem gören ürünlerin üretim takibi yapılabilmelidir. Koşer ürün tüketicilerinin bu ürünleri kolaylıkla bulabilmeleri önemli olduğundan, etiketlerde koşer logolarının yer alması avantaj sağlayacaktır.
Bilindiği üzere dünyada pek çok kuruluş helal sertifikası vermektedir. Türkiye’de standartları kesin bir yapıda bulunmamasına rağmen helal sertifika vermeye gönüllü birçok kuruluş var. Genelde ISO belgelendirmesi yapan kuruluşların helal sertifika vermeyi istemesi gayet normal ama standardı ve denetimi mümkün olmayan bir yapıya helal sertifika vermek tamamen para kazanmaya yönelmiş ve İslami geçerliliği olmayan bir durumdur. Günümüzde standardı bile kesinleşmemiş veya yetersiz standartlarla belge veren Tayland, Yeni Zelanda gibi ülkeler bile sertifika vermektedir. Türkiye’de TSE’ nin yürütmüş olduğu çalışmaların yaklaşık 3 yıldır bir sonuca varamaması da şirketlerin aldığı veya almak istediği helal belgelerinin geçerli düzeyde olmadığı izlenimini vermektedir. Helal standardı dört konu başlığını içerisinde bulundurmak zorundadır. Bu şartlar yerinde değilse helal standardından bahsetmek mümkün olmayacaktır. Bu şartlar; İslami şartlar, yasal şartlar(sağlık), dokümantasyon ve denetim şartlarıdır.
İslami şartlar içinde iki temel nokta vardır bunlardan birincisi Müslüman olmayan şirket sahipleri ve çalışanlarının bulunduğu işletmelere helal sertifikası verilip verilmeyeceği ve ikinci olarak helal olan ve haram olan ürünlerin ne olduğunun belirlenmesidir. Bu konu mezhepten mezhebe ve ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Salyangoz, kurbağa, sakatat vb. ürünler günümüzde sürekli tartışılmaktadır. Bu ürünlerin daha sonra bahsedeceğim konsey tarafından belirlenmesi ve onaylanması gerekir. Birinci noktada En temel sorular ise bu belge sadece Müslümanlar tarafından mı alınacak? Sorusudur. Burada ince detaylar bulunmaktadır. Örneğin Yahudi bir işadamı et ticareti yapıyorsa ve kesimi bir Müslüman’a yaptırıyorsa helal belgesi alabilecek midir? Müslüman olmayan ve meyve üreten bir çiftçi bu belgeyi almak isterse ne olacaktır? İşçi olarak bir Müslüman çalıştırırsa bu belgeyi almaya hak kazanabilecek mi? Bu nevi soruları çeşitlendirmek mümkündür.
Bu soruları bu kadar tekrarlamamın sebebi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 2. Maddesidir. Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Bu maddede “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.” Şeklindedir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir gayrimüslim bu maddede görülebileceği gibi helal belgesini her durumda alabilmelidir. İslami açıdan bakıldığında ise uygun olmayan bir durumda TSE veya herhangi kuruluş helal sertifikası veremez. Bu durumu çözmenin en kolay yolu TSE nin bu standarttan uzak durması ve bağımsız bir örgüt oluşumuna önderlik etmesidir. Bu bağımsız örgüt farklı ülkeleri de kapsamalı ve içinden bir konsey oluşturulmalıdır. Bu konseyin İslami yeterliliği olmayan hiçbir kuruluşlara helal belgesi vermemesi sorun olmayacaktır ve bu konsey helal ürünleri ve haram ürünleri belirleyerek genel bir liste yayınlamalı ve gıdaların tüketim aşamasına kadar geçen sürecin standardını yayınlaması gerekmektedir. Bu aşamalar içinde sıcaklık, soğukluk, saklama, kesim, satış, fiyatlandırma vb. standartları dünya standartlarından da yararlanarak belirlemelidir. TSE de bu yükün altında ezilmeyecektir.
Helal sertifikası alacak kuruluş, ikinci olarak yasal şartlara uymalıdır. yasal şartlar, sağlık ( hijyen) kurallarını da içine alan geniş bir konudur ve içinde Gıda Kanunu, Yem Kanunu ve Veteriner Hizmetleri Kanunu vb. kanunları barındırır. İslami şartlar içinde sağlıksız ürünün kimseye satılmaması ve üretilmemesi gerekmektedir. Helal belgesi almak isteyen kuruluşlar varlıklarını sürdürdükleri ülkenin yasalarını bilmeli ve uygulamalıdır. Kuruluşlar yasal şartları karşılayamıyorlarsa helal belgesi alamamalıdır zira gıda yasaları çok geniş bir literatürdür ve özünde İslami şartların gıdada oluşmasında temel yer tutarlar. En basit uygulama örneği damla sulamadır. Devlet desteğiyle yürütülebilecek damla sulama çalışmasında daha az su kullanılacaktır daha doğru ifadeyle su israf edilmeyecektir ve ürün kalitesinin yanı sıra ürün verimliliği artırılacaktır. Helal standardı devletlerin yasalarıyla bütünleşmelidir. Yasal şartlar içinde bir önemli konuda alt yapının uygunluk derecesidir. Alt yapının uygunluğunun şartları ve denetimi devlet kurumları tarafından yapılmaktadır. Bu kurumlar tarafından yetersiz koşullarda üretim yapan kuruluşlar, insanlara zarar verebilecek ortamlarda üretim yaptıkları için İslami açıdan zaten uygunsuzdur. Hatta karşılıksız çek, senet veren, ticari ahlakı zayıf kuruluşlarda helal sertifikası alamazlar. Çalışanlarına adaletsiz ücret veren, sigortasını yapmayan, sağlıksız ortamlarda çalıştırmayanlar helal sertifika alamazlar zira adaletsizliğin hiçbir çeşidi İslami uymaz.
Üçüncü gereklilik dokümantasyondur. Dokümantasyon yönetiminde kalibrasyon gereklilikleri, eğitimler, süreçler, müşteri memnuniyeti, ara mamullerin yeterliliği, iç denetim, ürün geçerliliği, depolama, kritik kontrol noktaları, düzeltici ve önleyici faaliyetler ve İslami kalite politikalarını hazırlamalı ve tüm çalışanlarına duyurmalıdır. Kuruluşlar İslami kalite politikalarını çalışanlarında katılacağı bir ortamda yazmalı ve duyurmalıdırlar. Dokümantasyonda en önemli noktalardan biri de temizliktir. Kuruluşlar temizlik planlaması yapmalı ve uygulamalıdır. Bu uygulamaları dokümante etmelidir. Kuruluşlar üretim için tedarik ettikleri ürünleri İslami yeterliliği olmayan kişilerden ya da kuruluşlardan alamazlar. Bu alımları da helal standardı içinde dokümante etmeli ve yeterliliğini kanıtlamalıdır. Burada kuruluşlar helal sertifikası olan üreticilerden ürün alırlarsa hem ekonomik katkı sağlanır hem de helal sertifikasıyla birlikte ürün kalitesi artar. Ürün kalitesinin artması için sağlam bir denetimin gerekli olduğu unutulmamalıdır.
Son gereklilik denetimdir. Denetim sistemi hem helal belgesi almadan önce hem de belge alındıktan sonra uygulanmalıdır. Belge öncesi denetimler iki aşamadan oluşmalıdır. Birinci aşama ön denetim aşamasıdır, ön denetim yapıldıktan sonra kuruluşlara eksikliklerini düzeltme imkânı verilmelidir. Eksikliği olmayan kuruluşlar bu denetimde belge alabilmelidir. Eksikliklerinden ikinci denetime mazur kalan kuruluşlar bu denetimde de eksikse sadece denetim masrafları alınmalı ve kuruluşa ödediği belge parası iade edilmelidir. Alamadığı belgenin parasını tahsil etmek İslami açıdan uygun olmayacaktır. Bu tip kuruluşlar en az altı ay başvuru yapamamalı ve eksiklikleri üzerinde çalışmalıdır. Denetim süreçleri ve belge süreleri önceden belirlenmelidir. Belgeler ISO belgeleri gibi 3 yıl olmamalıdır. Belge süresi 1 yıl olmalıdır. Her yıl denetimden sonra yeni belge almalıdır. Her seneye bir sayı kodu konulabilir örneğin belge no. 2344 olsun yanına seneyi gösteren 1 rakamı konulur bu rakam denetimin aşılması durumunda her yıl artırılabilir. Bu artırım kuruluşun helal standardını kaç yıldır uyguladığının da göstergesi olacaktır ilgiyi ve uygulama sadakatini artıracaktır. Yıllar geçtikçe kurumsal bir reklam haline de gelebilecektir.
Bu tavsiyenin sonrasında özellikle üzerinde durulması gereken bir konuda devlet ihaleleri ve kurumlarının ürün alımlarında bu belgeyi isteyip istemeyeceğidir. Devlet bu tür konularda taraf olmamalı ve kurumları bu konuda bağımsız karar alabilir duruma getirmelidir. Bu konunun iki tarafı vardır. Bir tarafta Müslüman vatandaşlara İslami yeterliliği olan ürün sunmak diğer tarafta gelecek yıllarda oluşturulabilecek Hıristiyan standardı veya değiştirilecek Koşer standardında, Hıristiyan veya Musevi olmayanların ürünleri alınmaz diye bir ibarenin yer alması durumudur.
YAZAR: KADİR YAZICI
Ürünlerin Musevi kurallarına göre hazırlandığını göstermekte olup, kalite, sağlığa uygunluk ve güveni simgelemektedir. İsrail'e ihraç edilecek gıda ürünlerinde Musevi dinine uygunluğu belgeleyen "Koşer Sertifikaları" aranmaktadır. KOSHER'in açılımı "uygun ve tam" demektir.
Bu sertifika Musevi dini mensuplarının yoğun olarak yaşadıkları ülkelere ihracatta da önemli bir unsur olarak görülmektedir. Ürünlerin yöneldiği İsrail pazarlarındaki dindarlık durumuna göre kurallar katılaşabilmektedir. Dünyada toplam Yahudi nüfusu 14 Milyon civarında olup, bu nüfusun yaklaşık % 40'ı İsrail'de yaşamaktadır. İsrail'de gıda maddelerinin Koşer olması yasal olarak zorunlu değildir. Ürünlerin Koşer olması tercih sebebi olabilirken, Koşer belgelendirmesinin getirdiği maliyet, ürünlerin fiyatının yükselmesine neden olmaktadır. Koşer konusunda en hassas ürünler, et ve süt ürünleridir. İsrail'e gıda ürünleri ihraç eden firmalarımızın Koşer sertifikası ile ilgili olarak karşılaştıkları en önemli sorunun, Koşer olarak yapılan üretimin getirdiği maliyet artışları olduğu görülmektedir.
Bazı ürünler için ülkemizdeki Hahambaşılıkça verilen sertifika yeterli olmakla birlikte, dinen kritik konumda olan (özellikle et-süt ve mamulleri) ürünlere İsrail'deki din otoritelerinin yerinde çalışma yaparak caizlik kazandırması gerekebilmektedir. Gıda ürünlerinin dışında, Koşer Sertifikası şartının, yaygın olmamakla birlikte, bazı temizlik-hijyen ürünlerinde, tekstil ürünlerinde ve elektrikli ev aletlerinde de arandığı durumlara rastlanmaktadır.
Dünya genelinde bir milyondan fazla koşer ürün tüketicisi, koşer kurallarına uygun bir yaşam düzenine uygun olarak yaşamakta, koşer ürünleri tüketmektedir. Koşer ürünlerde, tüm girdilerin ve yardımcı maddelerin koşer şartlarına uygun olması gerekir. Kullanılan üretim hattının da koşere uygun olması gözetilir. İşlem gören ürünlerin üretim takibi yapılabilmelidir. Koşer ürün tüketicilerinin bu ürünleri kolaylıkla bulabilmeleri önemli olduğundan, etiketlerde koşer logolarının yer alması avantaj sağlayacaktır.
Bilindiği üzere dünyada pek çok kuruluş helal sertifikası vermektedir. Türkiye’de standartları kesin bir yapıda bulunmamasına rağmen helal sertifika vermeye gönüllü birçok kuruluş var. Genelde ISO belgelendirmesi yapan kuruluşların helal sertifika vermeyi istemesi gayet normal ama standardı ve denetimi mümkün olmayan bir yapıya helal sertifika vermek tamamen para kazanmaya yönelmiş ve İslami geçerliliği olmayan bir durumdur. Günümüzde standardı bile kesinleşmemiş veya yetersiz standartlarla belge veren Tayland, Yeni Zelanda gibi ülkeler bile sertifika vermektedir. Türkiye’de TSE’ nin yürütmüş olduğu çalışmaların yaklaşık 3 yıldır bir sonuca varamaması da şirketlerin aldığı veya almak istediği helal belgelerinin geçerli düzeyde olmadığı izlenimini vermektedir. Helal standardı dört konu başlığını içerisinde bulundurmak zorundadır. Bu şartlar yerinde değilse helal standardından bahsetmek mümkün olmayacaktır. Bu şartlar; İslami şartlar, yasal şartlar(sağlık), dokümantasyon ve denetim şartlarıdır.
İslami şartlar içinde iki temel nokta vardır bunlardan birincisi Müslüman olmayan şirket sahipleri ve çalışanlarının bulunduğu işletmelere helal sertifikası verilip verilmeyeceği ve ikinci olarak helal olan ve haram olan ürünlerin ne olduğunun belirlenmesidir. Bu konu mezhepten mezhebe ve ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Salyangoz, kurbağa, sakatat vb. ürünler günümüzde sürekli tartışılmaktadır. Bu ürünlerin daha sonra bahsedeceğim konsey tarafından belirlenmesi ve onaylanması gerekir. Birinci noktada En temel sorular ise bu belge sadece Müslümanlar tarafından mı alınacak? Sorusudur. Burada ince detaylar bulunmaktadır. Örneğin Yahudi bir işadamı et ticareti yapıyorsa ve kesimi bir Müslüman’a yaptırıyorsa helal belgesi alabilecek midir? Müslüman olmayan ve meyve üreten bir çiftçi bu belgeyi almak isterse ne olacaktır? İşçi olarak bir Müslüman çalıştırırsa bu belgeyi almaya hak kazanabilecek mi? Bu nevi soruları çeşitlendirmek mümkündür.
Bu soruları bu kadar tekrarlamamın sebebi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 2. Maddesidir. Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Bu maddede “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.” Şeklindedir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir gayrimüslim bu maddede görülebileceği gibi helal belgesini her durumda alabilmelidir. İslami açıdan bakıldığında ise uygun olmayan bir durumda TSE veya herhangi kuruluş helal sertifikası veremez. Bu durumu çözmenin en kolay yolu TSE nin bu standarttan uzak durması ve bağımsız bir örgüt oluşumuna önderlik etmesidir. Bu bağımsız örgüt farklı ülkeleri de kapsamalı ve içinden bir konsey oluşturulmalıdır. Bu konseyin İslami yeterliliği olmayan hiçbir kuruluşlara helal belgesi vermemesi sorun olmayacaktır ve bu konsey helal ürünleri ve haram ürünleri belirleyerek genel bir liste yayınlamalı ve gıdaların tüketim aşamasına kadar geçen sürecin standardını yayınlaması gerekmektedir. Bu aşamalar içinde sıcaklık, soğukluk, saklama, kesim, satış, fiyatlandırma vb. standartları dünya standartlarından da yararlanarak belirlemelidir. TSE de bu yükün altında ezilmeyecektir.
Helal sertifikası alacak kuruluş, ikinci olarak yasal şartlara uymalıdır. yasal şartlar, sağlık ( hijyen) kurallarını da içine alan geniş bir konudur ve içinde Gıda Kanunu, Yem Kanunu ve Veteriner Hizmetleri Kanunu vb. kanunları barındırır. İslami şartlar içinde sağlıksız ürünün kimseye satılmaması ve üretilmemesi gerekmektedir. Helal belgesi almak isteyen kuruluşlar varlıklarını sürdürdükleri ülkenin yasalarını bilmeli ve uygulamalıdır. Kuruluşlar yasal şartları karşılayamıyorlarsa helal belgesi alamamalıdır zira gıda yasaları çok geniş bir literatürdür ve özünde İslami şartların gıdada oluşmasında temel yer tutarlar. En basit uygulama örneği damla sulamadır. Devlet desteğiyle yürütülebilecek damla sulama çalışmasında daha az su kullanılacaktır daha doğru ifadeyle su israf edilmeyecektir ve ürün kalitesinin yanı sıra ürün verimliliği artırılacaktır. Helal standardı devletlerin yasalarıyla bütünleşmelidir. Yasal şartlar içinde bir önemli konuda alt yapının uygunluk derecesidir. Alt yapının uygunluğunun şartları ve denetimi devlet kurumları tarafından yapılmaktadır. Bu kurumlar tarafından yetersiz koşullarda üretim yapan kuruluşlar, insanlara zarar verebilecek ortamlarda üretim yaptıkları için İslami açıdan zaten uygunsuzdur. Hatta karşılıksız çek, senet veren, ticari ahlakı zayıf kuruluşlarda helal sertifikası alamazlar. Çalışanlarına adaletsiz ücret veren, sigortasını yapmayan, sağlıksız ortamlarda çalıştırmayanlar helal sertifika alamazlar zira adaletsizliğin hiçbir çeşidi İslami uymaz.
Üçüncü gereklilik dokümantasyondur. Dokümantasyon yönetiminde kalibrasyon gereklilikleri, eğitimler, süreçler, müşteri memnuniyeti, ara mamullerin yeterliliği, iç denetim, ürün geçerliliği, depolama, kritik kontrol noktaları, düzeltici ve önleyici faaliyetler ve İslami kalite politikalarını hazırlamalı ve tüm çalışanlarına duyurmalıdır. Kuruluşlar İslami kalite politikalarını çalışanlarında katılacağı bir ortamda yazmalı ve duyurmalıdırlar. Dokümantasyonda en önemli noktalardan biri de temizliktir. Kuruluşlar temizlik planlaması yapmalı ve uygulamalıdır. Bu uygulamaları dokümante etmelidir. Kuruluşlar üretim için tedarik ettikleri ürünleri İslami yeterliliği olmayan kişilerden ya da kuruluşlardan alamazlar. Bu alımları da helal standardı içinde dokümante etmeli ve yeterliliğini kanıtlamalıdır. Burada kuruluşlar helal sertifikası olan üreticilerden ürün alırlarsa hem ekonomik katkı sağlanır hem de helal sertifikasıyla birlikte ürün kalitesi artar. Ürün kalitesinin artması için sağlam bir denetimin gerekli olduğu unutulmamalıdır.
Son gereklilik denetimdir. Denetim sistemi hem helal belgesi almadan önce hem de belge alındıktan sonra uygulanmalıdır. Belge öncesi denetimler iki aşamadan oluşmalıdır. Birinci aşama ön denetim aşamasıdır, ön denetim yapıldıktan sonra kuruluşlara eksikliklerini düzeltme imkânı verilmelidir. Eksikliği olmayan kuruluşlar bu denetimde belge alabilmelidir. Eksikliklerinden ikinci denetime mazur kalan kuruluşlar bu denetimde de eksikse sadece denetim masrafları alınmalı ve kuruluşa ödediği belge parası iade edilmelidir. Alamadığı belgenin parasını tahsil etmek İslami açıdan uygun olmayacaktır. Bu tip kuruluşlar en az altı ay başvuru yapamamalı ve eksiklikleri üzerinde çalışmalıdır. Denetim süreçleri ve belge süreleri önceden belirlenmelidir. Belgeler ISO belgeleri gibi 3 yıl olmamalıdır. Belge süresi 1 yıl olmalıdır. Her yıl denetimden sonra yeni belge almalıdır. Her seneye bir sayı kodu konulabilir örneğin belge no. 2344 olsun yanına seneyi gösteren 1 rakamı konulur bu rakam denetimin aşılması durumunda her yıl artırılabilir. Bu artırım kuruluşun helal standardını kaç yıldır uyguladığının da göstergesi olacaktır ilgiyi ve uygulama sadakatini artıracaktır. Yıllar geçtikçe kurumsal bir reklam haline de gelebilecektir.
Bu tavsiyenin sonrasında özellikle üzerinde durulması gereken bir konuda devlet ihaleleri ve kurumlarının ürün alımlarında bu belgeyi isteyip istemeyeceğidir. Devlet bu tür konularda taraf olmamalı ve kurumları bu konuda bağımsız karar alabilir duruma getirmelidir. Bu konunun iki tarafı vardır. Bir tarafta Müslüman vatandaşlara İslami yeterliliği olan ürün sunmak diğer tarafta gelecek yıllarda oluşturulabilecek Hıristiyan standardı veya değiştirilecek Koşer standardında, Hıristiyan veya Musevi olmayanların ürünleri alınmaz diye bir ibarenin yer alması durumudur.
YAZAR: KADİR YAZICI
DIŞ TİCARETTE ÖDEME ŞEKİLLERİ
Dış ticarette ödeme yöntemleri; Peşin ödeme ,açık
hesap yöntemi, konsinyasyon,mal mukabili ödeme , vesaik mukabili ödeme ve
akreditifdir.
Peşin ödeme: İthalatçının
malı henüz teslim almadan mal bedelini ödemesidir.Genellikle birbirini tanıyan
alıcı ve satıcılar arasında gerçekleşir.Peşin ödeme ithalatçı arasında en uygun
ödeme yöntemidir.Satıcıda risk yoktur.Risk alıcı üzerindedir.İhracatçı
açısından peşin ödeme ,ihraç mallarını üretmek ,hazırlamak ve sevk etmek için
bir ön finansman sağlamaktır.Alıcı açısından peşin ödeme avantajı ise
iskontolarının yüksekliğidir.
Açık Hesap Ödeme: Açık hesap yöntemine cari hesapta
denmektedir.Bu ödeme yöntemi peşin ödeme yönteminin tam tersidir.Burada
ihracatçı malını , bedelini almaksızın peşinden gönderir.Mal bedeli nezaman
ödeneceği belirsizdir.İhracatçı açısından bu yöntem en ideal
yöntemdir.Satıcının riski sınırsızdır ve alıcının riski yoktur.
Konsinyasyon ve Müşterek Hesap: İleri bir tarihte
satılmak üzere dış alıcılara komisyonculara ya da dış ülkedeki şube ve
temsilciliklere emaneten mal gönderilmesidir. Satılmak üzere gönderilen malları
teslim alan kişi banka aracılığıyla döviz cinsinden ihracata yollarlar.Burada
risk ihracatçıya aittir.
Mal Mukabili Ödeme: İhracatçı herhangi bir ödeme yapılmadan veya bir poliçe
tanzim etmeden malları ithalatçıya gönderir. Mal bedeli ileriki tarihte malları
satıldıktan sonra ödenir. Risk ihracatçı üzerindedir.
Vesaik Mukabili Ödeme: Ticari işlemlerde tahsile
verilecek iki tür vesika vardır. Birincisi kıymetli evraklar , ikincisi ticari
evraklardır.Kıymetli evrak : Poliçe ,senet ,çek ,ödeme makbuzu vb
evraklardır.Ticari evrak : Fatura ,malların sevk belgeleri vb
evraktır.İhracatçı malları göndererek ithalatçı
üzerine bir poliçe çekerek sevk ettiği mallara ait belgeleri buna
ekler.Bu vesikalı poliçeyi kendi bankasının aracığı ile ithalatçının bankasına
gönderir.
Akreditif: İthalatçının talebine dayanarak bir banka
tarafından ihracatçıya verilen ,belirli şartların yerine getirilmesi koşuluyla
sattığı mal ve hizmetlerin bedelini ödeyeceğini garanti eden bir taahhüttür. Bu
şartlar genelde malların sevk edildiğini gösteren vesaikin ibrazıdır. Akreditif
ithalatçının bankası tarafından açılır. Akreditif koşulları küşat mektubu adı
verilen bir belge ile ihracatçının bankasına bildirilir.
Akreditif İşleyişi: Taraflar arası alım satım
sözleşmesi yapılır. İthalatçı tarafından bankasına ihracatçı adına açması için
talimat verilir. Amir banka tarafından muhabir bankaya iletilir. Muhabir banka
ihracatçıyı bilgilendirir. İhracatçı ,ithalatçıya malları gönderir.İhracatçı
vesaiki bankasına iletir.Mal bedelini tahsis eder.Muhabir banka belgeleri amir
bankaya iletir ve ödemeyi tahsis eder. Amir banka akreditif bedeli ödediğinde
belgeleri ithalatçıya teslim eder.
YAZAR: ELİF ÇELİK
6 Ocak 2014 Pazartesi
GÜMRÜK BEYANNAMESİ
Türkiye’den
yurt dışına çıkacak olan ihraç konusu malların yetkili gümrük idaresine
beyanname ile bildirilmesi zorunluluğu vardır.
İhracatta gümrük
mevzuatı uyarınca doldurularak ilgili ihracatçı birliği tarafından
onaylanmasından sonra gümrük idaresine sunulan bir belgedir.
Gümrük Birliği'ne girildikten sonra mevzuatın ve belgelerin uyumlaştırılması çerçevesinde "Tek Tip Gümrük Beyannamesi" kullanımı getirilmiştir.
Gümrük beyannameleri; gümrük idaresine tescil için sunulduktan sonra beyan
edilen malların türü, niteliği ve fiyatı gibi hususlarda değişiklik yapılamaz.
İhracatçı veya ihracatçının kanuni mümessil veya vekilleri tarafından
düzenlenir. Üzerinde hiçbir şekilde kazıntı veya silinti yapılamaz. Gümrük
idaresi tarafından kontrolü yapıldıktan sonra kayıt sıra numarası ve kayıt
tarihi yazıldıktan sonra tamamlanır.
Gümrük beyanı; yazılı, sözlü, bilgisayar veri işleme yoluyla veya eşya
sahibinin bu eşyayı bir gümrük rejimine tabi tutma isteğini ifade ettiği
herhangi bir tasarruf yoluyla yapılabilir.
Gümrük Beyannamesi formları, ya sekiz nüshalı bir takım ya da dört nüshalı iki takım şeklinde sekiz nüshadan oluşur:
1 no.lu nüsha : İhracat ve/veya transit işlemlerinin yapıldığı hareket idaresinde saklanır.
2 no.lu nüsha : İstatistik amacıyla kullanılan nüshadır.
3 no.lu nüsha : . Bu nüsha, aracı banka ve diğer kamu kuruluşları tarafından izlenen işlemlerde kanıtlayıcı nüsha olarak kullanılır.
4 no.lu nüsha : Transit rejiminde varış idaresinde kalacak nüshadır.
5 no.lu nüsha : Transit rejiminde varış idaresince hareket idaresine geri gönderilecek teyit nüshasıdır.
6 no.lu nüsha : İthalatın tamamlanmasından ve beyannamenin kapatılmasından sonra beyannameye eklenen belgelerin asılları ile birlikte bu nüshanın aslı Gümrükler Kontrol Genel Müdürlüğü'ne gönderilir. Bu nüshanın onaylı örneği, aslı yerine geçmek üzere beyanname ekinde bulunması gereken belgelerin örnek veya fotokopileri ile birlikte gümrük idaresinde kalır.
Bu nüsha, antrepo rejiminde kullanıldığında, Gümrükler Kontrol Genel Müdürlüğü'ne gönderilmez.
7 no.lu nüsha : İstatistik amacıyla kullanılan nüshadır.
8 no.lu nüsha : Bu nüsha, aracı banka ve diğer kamu kuruluşları tarafından izlenen işlemlerde kanıtlayıcı nüsha olarak kullanılır.
1 no.lu nüsha : İhracat ve/veya transit işlemlerinin yapıldığı hareket idaresinde saklanır.
2 no.lu nüsha : İstatistik amacıyla kullanılan nüshadır.
3 no.lu nüsha : . Bu nüsha, aracı banka ve diğer kamu kuruluşları tarafından izlenen işlemlerde kanıtlayıcı nüsha olarak kullanılır.
4 no.lu nüsha : Transit rejiminde varış idaresinde kalacak nüshadır.
5 no.lu nüsha : Transit rejiminde varış idaresince hareket idaresine geri gönderilecek teyit nüshasıdır.
6 no.lu nüsha : İthalatın tamamlanmasından ve beyannamenin kapatılmasından sonra beyannameye eklenen belgelerin asılları ile birlikte bu nüshanın aslı Gümrükler Kontrol Genel Müdürlüğü'ne gönderilir. Bu nüshanın onaylı örneği, aslı yerine geçmek üzere beyanname ekinde bulunması gereken belgelerin örnek veya fotokopileri ile birlikte gümrük idaresinde kalır.
Bu nüsha, antrepo rejiminde kullanıldığında, Gümrükler Kontrol Genel Müdürlüğü'ne gönderilmez.
7 no.lu nüsha : İstatistik amacıyla kullanılan nüshadır.
8 no.lu nüsha : Bu nüsha, aracı banka ve diğer kamu kuruluşları tarafından izlenen işlemlerde kanıtlayıcı nüsha olarak kullanılır.
YAZAR:
MERVE KILINÇ
İnternet Kullanımının E- Ticarete Etkisi ve Network Marketing
Gelişen bilişim çağında internet kullanımının artması beraberinde birçok yenilik getirmiştir. Bu yenilikler; İnternet kullanımının artmasıyla birlikte “internetten ticaret” kavramı ortaya çıktı. Böylelikle bazı şirketlemerak uyandıran ticaret yöntemini fırsat olarak görmesiyle şimdiki halini aldı.
Bu alandaki yatırımların
artmasıyla devamlı gelişen ve değişen modern bir sistem olduğunu görüyoruz.
- İstikrar sağlandı!
- Satış gerçekleşti!
- Ve gelir elde edildi!
Bu sonuçla birlikte
Network Marketing (ağ pazarlama) kendini göstermeye başladı.
Peki, Network Marketing Nedir?
Network Marketing, şirketlerin ürün ve hizmetlerini aktif müşteriler
desteği ile tüketicilere ulaştırdığı dağıtım yöntemidir.
Günümüzde tüketiciler
ürün almak için mağazaya gitmek yerine“internetten ticaret” ile
istediği ürünü sipariş edebilirler. Bu konuda Network Marketing hem şirketler
için hem de bizler için bulunmaz bir fırsat…
Ürün satışı ile ilgili;
- Bu pazarlama
sisteminde ürün tanıtımı çok önemlidir. Tüketiciye, satacağınız ürünü
cezbedecek derecede anlatmanız gerekir.
- Şüphesiz sizin
diksiyonunuz, jest ve mimikleriniz, anlatış biçiminiz ürünü satma konusunda
belirleyici olacaktır.
- Dakik ve kararlı
olmanız karşınızdakinde bir ciddiyet uyandıracaktır.
- Aktif müşteriler ile
ilgili;
- Network işiyle uğraşan
bir kişi, kendisini geliştirmeli ve değişime açık olmalıdır. Aksi takdirde bu
pazarlama yönteminde kaybolması çok zor olmayacaktır.
- Bu sistem, aktif
müşterilerle var olan bir platformdur.
- Herkes aynı işi
yapıyor olmasına rağmen kimileri kazanıyor kimileri ise kaybediyor!
Network Marketing ağında
tutunabilmek demek bazı fedakarlıkları göz önüne almak demektir. Bir Network’e
zamanından, alışkanlıklarından veya tabiri yerindeyse boş muhabbetlerinden
feragat edemiyorsa bu işte barınması mümkün değildir.
Sizin işe karşı motive
edici unsurlarla uğraşmanız ve iş arkadaşlarınızla devamlı görüşme halinde
olmanız gerekir. Bu işin zerresinden anlamayan arkadaşlarınızla veya
çevrenizdekilerle konuşmanız size hiçbir şey kazandırmaz. Konuştuğunuz takdirde
sizin işle ilgili görüşleriniz erozyona uğrar. Bu yüzden bu işte birlikteliğin
(buna aile ortamı da diyebilirsiniz.) olması bu işe dört elle sarılmanıza
sağlar.
YAZAR: ABDULLAH HIZLAN
INCOTERMS 2010
Bilindiği üzere dış ticaret alanınada yaygın
olarak kulanılan terimlerde birlik sağlamak amacıyla milletler arası ticaret
odası tarafından 1936 günümüze peryodik peryodik olarak yayınlanan ticari
ticari terimlerin yorumu için uluslar arası kurallarda ıncoterms 1 ocak 2011
tarihinden itiberen yürürlükte olacak şekilde değişiklikler yapılacaktır.
Satın sözleşmelerinde malların teslimi,
hasrın geçişi,masraflarla paylaşımı ve belgelerle ilişkin yükümlükler
koyarak kurallar içinde ıncotrms uluslar
arası ticaret önemli yer tutmaktadır. Incotermste alan mal kavramı emtia yani
konu mal olarak anlaşma olup ithalat ve ihracata konu satım sözleşmesinden dair
işlemlerden ürünün satıcısından cıkarak ithalatçısına varma sürecine kadar olan
süreçteki teslim işleriyle gümrük giriş çıkış işlemlerile
ilgilenmektedir.burada önemli olan masrafların ve risklerin ihracatçı ve
ithalatcı arasında paylaşması ve aidiyetlerin belirlemesidir.
Globaleşen ticaret hayatı ve teknolojik alanındaki güncel gelişmeler karşısında ICC
tarafından ıncoterms de günceleme yapılması gerekli hale getirmiştir. Genel
olarak yapılan değişiklikle ıncoterms sınıflandırılması değişmiş 13 kuraldan
kulanımı az olan DAF DEF DEQ DDU kuralar iptal ederek yerine iki adet kuralar
belierlenmiş ve bunlarla birlikte ve toplam olarak onbir adet kuralar
belirtilmiştir.önemli bir değişiklite ıncoterms ulusal satımıda kapsayabilecek
şekilde düzenlenmesidir.
Yeni sınıflandırmaya göre;
·
Tüm taşıma tipi için uygulanacak
kurallar EXV, FCA,CPT ,CIP,DAT , DAP DDP
·
Sadece deniz ve iç su kulanılan
taşımalar ise FAS,FOP,CIF,CFR dir.
DAT ( terminalde teslim ) DAP (belirlenen
yerde teslim ) olmak üzere belirlenen iki yeni kural uyarınca teslim sözleşmede
belirlenen varma yerin de gerçekleşir. Teslim DAT kurallarında mallar taşıma
aracında boşaltılarak alıcının tasarufuna bırakılması ile gerçkleşirken DAP
kurallar ise mallar boşaltmaya hazır şekilde alıcının tasarufuna bırakmakla
gerçekleşmektedir. Her iki kuraldada satıcı gömrük çekme masrafları hariç olmak
üzere bütün masrafları ve belirlenen varma yerine taşımadan doğan hasar
risklerini üstlenmektedir.
Deniz ticaretinde kulanılan FOB. CFR, CIF
tipi taşımalarda kulanılan “gemi küpeştesi” kavramı terk edilerek malların “gemide”
teslim ilkesini benimsenmiş olup uygulamada küpeşte kavramı konusunda yaşama
belirlenme zorunlulukları ve karışıklıkları giderilmye çalışılmıştır.
Amerikan hukukundan başlayarak bir cok
devlete yasalaşarak uygulanan elektronik haberleşme ve elektornik imza
kanunlarında yapılan güncel değişiklikleri ile türk hukukndada da bulunan
elektronin kayıtların basılı evrak ile ve elektronik imzanın ıslak imza ile
aynı etkiye sahip olması konularında ıncoterms te aynı prensip benimsemiştir.
Alıcı ve satıcı için gözetim zincirine dair
bilgi sağlama yükümlülüğüne olduğu gibi güvenlikle ilgili gümrük işlemlerini
yerine getirebilmesi açısından gerekli belgeleri alınmasında yardımda buluna veya söz konusu
belgelrin bizat alınması yükümlükleri öngörüldü.
Ayrıca taşıma sürecinde eleçleme
masraflarının birinden cok ödenmesinin önlemek için bu masrafların aidiyetini
açıkça düzenlemesini öngörmektedir. Yine transit işlemlerini gören mallarda
zincirleme satışın ön görüldüğü hallerde gönderme kavramından ayrı olarak
tedarik kavramına ve buna bağlı olarak gönderilmiş malların tedarik
edilmesini ile ilgili yükümlükleri
düzenlemiştir.
Incotrmsın satış sözleşmesinin tamamına
işikin kuralları içermemesi nedeniyle tarafların teslim dışındaki diğer
hükümleri belirlemesi ve özelikle sözleşmeye ve özelikle sözleşmeye uygulanacak
hukukun belirtmesi gerekmektedir.
Kuralların emredici niteliği bulunması
nedeniyle 2000 yılarında belirlenen ıncotrms bertaraf olmamıştır.taraflar
karşılıklı olarak 2000 yılla bağlı bir kurallar teslim olarak kulanmak
istemeleri durumuna açıkça belirlemeri taktirde yalnızca ıncoterms yapılan
göndermeler yeni versiyon olarak ıncoterms 2010 kurallarına yapılmış sayılacağı
dikkat edilmesi gerekn bir drumdur.
YAZAR: MEHMET BAŞBUĞA
EŞYANIN GÜMRÜK KIYMETİ
GÜMRÜKLERDE KIYMET TESPİTİ VE UYGULANAN YÖNTEMLER
Gümrüklerde kıymet tespiti GATT anlaşmasının 7.maddesinin
uygulanmasına ilişkin anlaşma çerçevesinde yapılmaktadır. Türkiye söz konusu anlaşmayı
1988 yılında kabul etmiş olup anlaşma hükümleri 12.02.1994ten itibaren
uygulanmaya başlanmıştır.
İTHAL EŞYANIN GÜMRÜK KIYMETİ NEDİR?
İthal eşyası üzerinden advalorem sisteme göre gümrük
vergisinin hesaplanmasına esas teşkil edecek eşya kıymetini ifade etmektedir.
Gümrük kıymeti aşağıda yer alan yöntemlerin sırasıyla uygulanması sonucunda
tespit edilir:
1-)satış bedeli yöntemi
2-)aynı eşyanın satış bedeli yöntemi
3-)benzer eşyanın satış bedeli yöntemi
4-)indirgeme yöntemi
5-)hesaplanmış kıymet yöntemi
6-)son yöntem
SATIŞ BEDELİ YÖNTEMİ; ithal eşyanın kıymeti eşyanın satış
bedelidir.satış bedeli ise Türkiye’ye ihraç amacıyla yapılan satışta gümrük
kanunu uyarınca gerekli düzeltmelerin yapıldığı fiilen ödenen veya ödenecek
fiyattır. Gümrük mevzuatında gümrük kıymetine ilave edilmesi gereken(+) ve
gerekmeyen(-) unsurlar belirtilmiştir. İlave edilmesi gereken unsurlar;
Eşyanın fiilen ödenen veya ödenecek fiyatına dâhil edilmemiş
anacak alıcı tarafından üstlenilen komisyonlar (satın alan komisyonları hariç)
royalti ve lisans ücretleri giriş liman yâda mahaline kadar yapılan navlun ve
sigorta giderleri gibi çeşitli ücret ve giderleridir. Eşyanın kıymetine gümrük
mevzuatında belirtilenler dışında hiçbir ilave yapılmaz.
AYNI EŞYANIN SATIŞ BEDELİ YÖNTEMİ; ithal eşyasının
kıymetinin satış bedeli yöntemine göre belirlenemediği durumlarda gümrük
kıymeti Türkiye’ye aynı veya yakın bir tarihte ihraç amacıyla satılan aynı
eşyanın satış bedeli yöntemine göre tespit edilir.aynı eşya; fiziksel özellik
kalite ve tanındığı özellikleri dahil olmak üzere her hususta aynı olan ve aynı
ülkede üretilmiş olan eşyayı ifade eder.
BENZER EŞYANIN SATIŞ BENDELİ YÖNTEMİ; ithal eşyasının
kıymetinin satış bedeli yöntemine ve aynı eşyanın bedeline göre belirlenemediği
durumlarda: gümrük kıymeti Türkiye’ye aynı veya yakın bir tarihte ihraç
amacıyla satılan benzer eşyanın satış bedeli yöntemine göre tespit edilir.
Benzer eşya: her hususta aynı olmamakla birlikte aynı işleri görmelerini ve
ticari olarak birbirlerini ikame edebilmelerini mümkün kılan benzer özellik ve
benzer unsurları bulunan ve aynı ülkede üretilmiş olan eşyayı ifade eder.
İNDİRGEME YÖNTEMİ; kıymeti belirlenecek eşyaya ya da aynı
veya benzer eşyaya Türkiye’de ithal edildiği hal ve durumda satılmışsa bu
yönteme göre ithal eşyasının gümrük kıymetinin belirlenmesinde bu eşyanın ya da
aynı veya benzer eşyanın ithalatçı tarafından yurt içinde müstakil kişilere
aynı veya yakın bir tarihte yapılan en büyük miktardaki satışına ait birim
fiyat esas alınır.
HESAPLANMIŞ KIYMET YÖNTEMİ; hesaplanmış kıymet aşağıdaki
unsurların toplamından oluşur:
a-
İthal eşyasının üretiminde kullanılan malzeme ve
yapılan imalat veya diğer imal işlemlerinin bedel veya kıymetleri
b-
Türkiye’ye ihraç edilmek üzere ihraç ülkesindeki
üreticiler tarafından üretilen kıymeti belirlenecek eşya ile aynı sınıf ve ya
cins eşyanın satıcısında mutat olan kar
ve genel giderlere eşit bir tutar
c-
İthal eşyasını giriş liman ve mahaline kadar nakliyesi
ile ilgili olarak yapılan yükleme boşaltma elleşme giderleri ve nakliye ve sigorta
giderleri
SON YÖNTEM; ilk 5 yönteme göre
belirlenemeyen ithal eşyasının gümrük kıymeti; gümrük tarifeleri ve ticaret
genel anlaşmasının 7. Maddesinin ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin
anlaşmanın esaslarına ve genel hükümlerine uygun yöntemlerle ve Türkiye’de
mevcut veriler esas alınarak belirlenir.
YAZAR:
SELİN ULUDAĞ
EŞYANIN MENŞEİ
Dünya ölçeğinde elde edilen birçok ürünün birden fazla
üretim aşamasından geçmesi ve bu süreçlerin değişik ülkelerde gerçekleşmesi,
menşe kurallarını önemli bir dış ticaret politikası aracı haline getirmiştir.
Dolayısıyla bir ürünün menşeinin belirlenmesi, günümüzde daha karmaşık süreçlerin
ortaya konulmasını gerektirmektedir.
Eşyanın menşei kavramı; başta ithalata ilişkin gümrük
vergilerinin hesaplanması olmak üzere, kota ve anti-damping benzeri araçların
uygulanmasının takibi vasıtasıyla dış ticaretin kontrolü amacıyla da kullanılmaktadır.
Bu bağlamda, “menşe”, “bir eşyanın ekonomik uyruğu” olarak
tanımlanabilir. Yani, farklı ülkelerden gelen ürünlerin uygulamada farklı muameleye
tabi olması, menşe kurallarına ihtiyacın doğmasına neden olmuştur. Oysa
eskiden, menşe yalnızca istatistiki veri açısından önem taşımaktaydı.
Eşyanın Menşeine İlişkin Kurallar
Bir ülkenin üçüncü ülkelere karşı uyguladığı menşe kuralları
tercihli yada tercihsiz menşe ilkesine dayanabilir. Zira, bir eşyanın
menşeinin belirlenmesinde kullanılan iki temel ölçüt bulunmaktadır. Bunlardan
birincisi, ürünün tamamen bir ülkede elde edilen ürün olup olmadığının
belirlenmesidir. Eğer ürün “tamamen bir ülkede elde edilen” ürün tanımını
karşılıyor ise o ülke menşeli olarak kabul edileceği açıktır. Eğer ürün tamamen
bir ülkede elde edilen ürün değil ise bu
durumda yapılan işlem ve işçilik değerlendirilerek menşe statüsü belirlenir.
Yani, bu durumda “esaslı dönüşüm ölçütü gereği” eşyanın menşei belirlenir.
Tercihsiz Menşe
Tercihsiz menşe kuralları, “En çok kayrılan ülke” kuralı
uyarınca Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyesi ülkelere tavizli vergi
uygulanabilmesi için esas alınan menşe kuralları olup, bu bağlamda, tespit
edilen kurallara uyan ve DTÖ üyesi bir ülkeden gelen eşya için, ülke ayrımı
yapılmaksızın tavizli vergi oranı uygulanmasıdır.
Tercihli Menşe
Tercihli menşe kuralları ise, “En çok kayrılan ülke”
kuralından bir sapma olarak, bazı ülke veya ülke gruplarına tanınan özel
uygulamalara imkân veren ve esasları özel anlaşmalarla belirlenen kurallardır.
Aralarında ikili veya çoklu tercihli düzenleme bulunan
ülkeler, ürettikleri ürünleri birbirlerinden ithal ederlerken, bu ürünleri
üçüncü ülke ürünlerinden, özel menşe kuralları ile ayırt ederler. Yani tavizli
vergi uygulaması talep eden ithalatçının ithal etmek istediği eşyanın, tercihli
menşe kuralları tabir edilen bu özel kuralları karşılaması gerekir. Dünyada pek
çok uygulaması bulunan tercihli kurallara, ticaret politikası aracı olarak
başvurulduğu da olmaktadır.
Bu bağlamda, her tercihli rejimin kendine özgü “menşeli
ürün” tanımı olabilmekle birlikte hepsinin uygulaması, belli temel
koşullara bağlıdır. Dolayısıyla, bu koşulları sağlayan ithalatçının, tercihli
rejim uygulaması ile kanuni vergi yerine düşük vergiden faydalanması sağlanır.
YAZAR: BİRSEN ALAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)